|
İSLAM ÖNCESİ Beyşehir Gölü’nün batı kesimini oluşturan Yenişar; coğrafi şartların elverişli oluşundan dolayı birçok uygarlıklara beşiklik yapmıştır. Eldeki mevcut yazılı kaynaklara ve elde edilen belgelere göre çok eski çağlardan beri Yenişar’da uygarlık izlerine rastlanan kavimlerin, milletlerin ve devletlerin adlarını şöyle sıralayabiliriz:
1- M.Ö. 4000 Yıllarında Etiler (Hititler ) 2- M.Ö. 1500 Yıllarında Frigyalılar 3- M.Ö. 800 Yıllarında İyonlar 4- M.Ö. 600 Yıllarında Lidyalılar 5- M.Ö. 446 Yıllarında Persler 6- M.Ö. 190Yıllarında Romalılar 7- M.S. 395 Yıllarında Bizanslılar Devletlerini ve uygarlıklarını kurmuşlardır. Emsalsiz tabiat güzellikleri ile tarihin kucak kucağa bulunduğu Yenişar’da İslami ve gayri İslami 25 civarında ören yeri vardır. Mevcudu 10‘a varan çeşitli yüksekliklerdeki tepeler üzerine kurulmuş büyüklü küçüklü kaleler ve hisarların kalıntıları günümüze kadar gelmiş olup; harap bir görünüm içindedirler. Yöremizde bulunan bir sikke üzerinde mevcut kadın resmi kentin kaderini simgelemektedir. Kentin kurucusu ve savunucusu olan bu tanrıçanın başlığı kentin savunma duvarını göstermektedir. (M.Ö. 203-181 )
Vadilerde ve düzlüklerde kurulan 12 adet yerleşim birimlerinde ise kiliseler, kuyular, sarnıçlar, kale içi ve yer altı evleri yöreyi bütünleştirmektedir. Kubad-ı Abad sarayının bulunduğu Beyşehir gölü batı sahil şeridi boyunca göl içinde kalmış batık şehir kalıntıları bazı zamanlarda gölün çekilmesi ile bir metre derinlikte bütün ihtişamı ile kendisini gösterir. Psidya bölgesine dahil Yenişar’da bulunan bu yerleşim birimlerinin öteden beri olduğu gibi Roma ve Bizanslılar döneminde de (GORGORUM) antik kenti olduğu belgelerle günümüze gelen tek isimdir. Prof. DR .CEBOSWORTH’ UN Türk İslam Devletleri Tarihi adlı esrinin 299’cu sayfasında “Has balaban Ordusu Eşrefoğulları üzerine gelmesi karşısında Eşrefoğullarının merkezleri olan Gorgorum’a çekildi” demektedir. Beyşehir’ de tutunamayan Eşrefoğulları merkezleri olan Yenişar’daki müstahkem mevkii durumunda bulunan “Gorgorum” vilayetine sığındıkları anlaşılmaktadır. İSLAM SONRASI YENİŞAR Yenişar, Selçuklular ve Selçuklulardan sonra aynı millet ve kavimlerden olan Hamitoğulları, Karamanoğulları, Eşrefoğulları ve daha sonra da Osamanoğulları'nın yurdu olmuştur. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra 1080 yılında, Kutalmış oğlu Süleyman Şahın fetihleri Konya’nın batısındaki Psidya kalelerine yönelikti. Ne var ki Yenişar’daki “Gorgorum” kentinin tabii yapısı ve müstahkem kaleleri Türk-İslam fetihçilerinin hareketlerini engeller nitelikte idi. Burada yapılan cihat batı Anadolu fethini kolaylaştırmıştır. Yöremizin fethi ise sonra bırakılmış olup, birçok muharebelerden sonra 1142’de I. Mesut zamanında zapt edilmiştir. Yine bu yıllarda 2. Haçlı Seferine de uğrak yeri olan Yenişar’da Haçlılar perişan bir duruma düşürülmüş olup, bir kısmı geçit vermez Toros Dağlarından aşarak Antalya’ ya güç bela ulaşabilmişlerdir. Ardı arkası kesilmeyen Selçuklu fetihleri devam ederken yöremizin yapısı icabı Türkmen yığılmalarına sahne olduğunu görüyoruz. Burada tarihte eşine rastlanmayan şöyle bir olay zuhur ediyor: “Türklerin sonu gelmeyen akınları, Bizans İmparatoru Yuannis’i 1142 baharında sefere çıkmaya mecbur etti. Bizans ordusu Beyşehir gölü civarına kadar ilerleyip, İstanbul-Antalya yolunu emniyete almak istiyordu. Fakat bu havalinin Hıristiyan halkı Türklerle dostluk ve ticaret yapmakta olanların adetlerine uymuş bulunmakta idi. Bu sebeple Yuannis’e itaati ret ederek kendilerine göre hareket ettiler. İmparator Beyşehir Gölü adalarına sığınan Sultam Mesut’ a bağlı halkı tenkile karar verdi. Gemiler inşaa ederek adalara asker sevk etti. Gemilerin bir kısmı battı ise de adalar da işgal edildi. Sulatanı tercih eden halkı Konya’ ya tart eyledi. Buradan yoluna devamla Antalya’dan Kilikya’ya varan Yuannis orada 1143’ de öldü.” Bu olaylar karşısında duygulanan Sultan yöreyi DOST İLİ olarak vasıflandırmakla yöreye en güzel ismi vermiş oluyordu. Yöremizin bu emsalsiz yapısını yakınan tanıyan Sultan Mesut’tan sonra gelen diğer Selçuklu sultanlarının da dikkatini çekmiş olacak ki Alaeddin Keykubat burada 1228’ de Kubad-ı Abad Sarayını inşa ettirmiştir. Saray-ı Cihan olarak vasıflandırılmıştır. Ayrıca bu saray ve yöresi hakkında İbn-i Bibi’nin öve öve bitiremediği Yenişar için söylediği sözlerden birkaçı şöyledir: 1- “Yer Firuze renkli yemyeşil idi. İçindeki laleler’ de kan noktalarına benzerdi.”
2- “Eğer cennetin bekçisi bu yerleri görseydi buradan katiyen ayrılmazdı. Buralardaki birçok yemiş ağacından almış olduğu dalları cennetteki ağaçlara aşılamak için götürürdü. 3- “Suları buz gibi soğuk, şarap gibi güzel kokulu, bir ihtiyar onu görse derhal gençleşirdi.” 4- “Pınarlardan sanki su yerine gül suyu veyahut berrak göz yaşı akıyordu.” En güzel yaşantısı ile beraber bir çok acı olaylara da tanık olan Kubad-ı Abad Sarayı yapılınca GORGORUM vilayetinin adı Kubad-ı Abad vilayeti olmuştur. 1246-1249 yıllarında İzzettin Keykavus zamanında bir müddet de Selçuklulara başkentlik yapmıştır. Kentin eski adı unutulmamış, 1300 yıllarına kadar da bazen Gorgorum vilayeti adıyla anılmıştır. BEYLİKLER VE OSMANLILAR DÖNEMİ: 1236’dan sonra Moğolların yaptığı mezalimin şüphesiz Selçuklu sarayı ve çevresinde de zuhur edilmiş olması muhakkaktır. İşte bu dönemden sonra yavaş yavaş ikbalden düşen Kubad-ı Abad inkırazını, Anadolu Beylikleri ve ondan sonraki zamanlarda sürdürmüş ve unutulmuştur. Yazılı kaynaklar ve el yazmalı belgeler ışığında bazı tarihi gerçekler ortaya çıkmıştır. Selçuklular mirasına konan Karamanoğulları ile Hamitoğulları ayrıca Eşrefoğulları ile Hamitoğulları arasında tabii yapısı ile tampon bir bölge oluşturan Yenişar muhtelif zamanlarda bu beylikler arasında sık sık el değiştirdiğini görüyoruz. 1374’de Hamid Beyliği’nin Osmanlı topraklarına katılması ile Yenişar’ da Osmanlı topraklarına girmektedir. 1398 yıllarına doğru Hamid Beyliği’nin son hanedanı Latif bey kendisi gibi ihtişamını kaybeden Kubad-ı Abad Sarayında ve Alaiyede ( Alanya ) yaşamını sürdürmüştür. Bilahare Timur’un oğlu Şah Nurettin Bahadır komutasındaki askerler Eğridir’den Beyşehir’e giderken Yenişar’a da uğramış saray ve civarı talan edilmiştir. Bu yıllardan sonra Kubad-ı Abad Sarayının bulunduğu Yenişar, zamanın törpüsü ile kendisinden bir şeyler kaybetmiş olup, şehir “ŞARKÖY” adıyla anılmaya başlamıştır. Yenişar’ da 1400’lü yıllarda Osmanlı reayasının büyük bir kısmını teşkil eden konar göçerleri vergiye bağlamak amacıyla bazı girişimlerde bulunulmuştur. Bu cümleden olarak eskiden beri var olan Şehirköy “ ŞARKÖY ” , Kürtler ( Pınarbaşı ) , Muma ( Gölkonak ) , köylerine ilaveten , halkı konar göçer olan Bademli , İsrailler, Kurucuova, Keçilik, Horan, Yenice, Küre köyleri adı altında yerleşik düzene sokulmuştur. Yerleşik düzeni benimsemeyen bu reayalar yerlerini terk ederek bir müddet ortadan kaybolmuştur.
Bu bozuk düzeni önlemek için 1600 yıllarına doğru buradaki konar göçerleri idare altına almak amacıyla Yenişar’ da Hamit iline bağlı Irla kazası kurulmuş ise de halkının yer değiştirmesinden dolayı kazalık kısa zamanda ortadan kalkmıştır. 1650 yıllarına doğru Bademli, Kurucuova, Yenice ve Hoyran Köyleri kurulmuşken, İsrailliler, Küre ve Keçili Köyleri de tamamen tarihe gömülmüştür. Bu değişiklikten sonra Şarköy, Muma ve Kürtler köylerinin yanında Bademli, Yenice, Hoyran ve Kurucuova köyleri ile Beyşehir sancağının Kaşaklı Kazasına bağlı Yenişehir Nahiyesi adı altında görülmektedir. Yenişarbademli yerleşim alanı zuhurundan önce orman ağaçları ile beraber çoğunluğu badem ağaçlarından oluşan bir yer adıydı. İskan neticesinde adını bu yer adından alan Bademli Yenişar yöresinde olduğu için de Yenişarbademli adını almıştır. “ŞAR” şehir anlamındadır. Yenişarbademli ise Yenişehir bademli anlamına gelir. Kubad-ı Abad sarayının bulunduğu Yenişehir (Şarköy)’ün ortadan kalkma tarihi olan 1765 yılına kadar nahiyelik devam etmiş olup bundan dolayı yöre YENİŞAR adıyla anıla gelmiştir.1810 yılında Konya vilayetine bağlı Yenişar kazası adı altında bir kazalık kurulmuş olup, 1868 yılına kadar devam etmiştir. 1868’den sonra nahiye durumuna geçen Yenişar’da arazi çatışmaları olmuş, bu yüzden 1875’de Hoyran (Gölyaka) ve Kurucuova köyleri Beyşehir’e bağlılıklarını muhafaza ederken Bademli, Muma (Gölkonak), Kürtler (Pınarbaşı) ve Yenice köyleri de Beyşehir’den ayrılarak Şarkikaraağaç’a bağlanmışlardır. Bu ayrılış döneminde Yenişar’da çarpık bir idari taksimat yapılmış olup, bölgenin gelişmesine de mani olmuştur. Hala olmaktadır. CUMHURİYET DÖNEMİNDE YENİŞAR: Yenişar’da Milli mücadele yıllarında Beyşehir kazasına bağlı bir nahiye hükümeti kurulmuştur. Kuva-i Milliye taraftarı olan Yenişar’dan destek gören Miralay Nazım Bey, Tarafından bara halkı adına itimatname madalyası verilmiştir. Yurdumuzda azap rüzgarlarının estiği ve isyan dalgalarının yıktığı facia günlerini Hoca Ragıp şu şiiri ile dile getirmiştir: AHVALE ATFI NAZAR Celal rüzgarları eser bu günler, İte tükürecek zaman kalmadı Raksetti Cihanı Sekavet Neyi Puta tükürecek zaman kalmadı Demedim mi sana ey dilfükarım Merci’i melce aman kalmadı Ragıp bu sözleri niçin söylersin Bilmez misin sağlam iman kalmadı Bu faciaları ve isyan dalgalarını önlemek amacı ile kurulan Nahiye hükümeti 8 ay sonra kaldırılarak köyler eskiden olduğu gibi bağlı oldukları kazalarda kalmışlardır. Yenişar’daki köyler bağlı bulundukları kazalarca köy durumunda idare edilirken Beyşehir’e bağlı Hoyran ile Kurucuova hariç 1954’te Bademli Merkez olmak üzere Nahiyelik, Daha sonra Bademli, Yenice ve Pınarbaşı köyleri birleşerek Belediye teşkilatı adı altında toplanmıştır. 1990 yılında da Şarkikaraağaç ilçesinden ayrılarak Isparta iline bağlanmıştır. Kaynak:www.yenisarbademli.gov.tr
|